Sosyal Ağ – The Social Network

SOSYAL AĞ “The Social Network” Yapım Bilgileri Her çağ, ardında değişmiş bir dünya bırakan bir yaratıcıya tanıklık eder—ama bu tanıklığın, yaratım anında neler olduğuna ve kimlerin orada bulunduğuna dair bir savaşı da beraberinde getirmediği anlar çok nadirdir.The Social Network/Sosyal Ağ’da, yönetmen David Fincher ve senaryo yazarı Aaron Sorkin, yeni yüzyılın en yenilikçi toplumsal fenomeni olan Facebook’un icat edildiği anı, yaratılış anında orada olduğunu iddia eden süper zeki genç adamların çatışan bakış açılarından hareketle keşfediyor. Sonuç, yaratma ve yok etmeyle dolu bir dram; kasıtlı olarak tek bir bakış açısıyla anlatılmaktan kaçınan, onun yerine çelişen gerçekleri ve zamanımızın sürekli dönüşüm geçiren sosyal ilişkilerini yansıtan, düello halindeki anlatıları takip eden bir öykü. Birden fazla kaynaktan beslenen film, Harvard koridorlarından Palo Alto’nun ofis bölmelerine ilerlerken, kültürü değiştiren bir fenomenin oluşma sürecindeki daha ilk günlerinin duygusal heyecanını yakalıyor ve bir grup genç devrimciyi bir araya getirmesini, ardından her birini bir yana savurmasını anlatıyor. Karmaşanın ortasında, sosyal dokumuzu bir gecede yeniden tanımlamış gibi görünen bir internet sitesi oluşturan dahi Harvard öğrencisi Mark Zuckerberg (JESSE EISENBERG); bir zamanlar Zuckenberg’in yakın arkadaşı olan ve yeni yeni yürümeye başlayan şirket için başlangıç sermayesini temin eden Eduardo Saverin (ANDREW GARFIELD); Facebook’u Silikon Vadisi’nin risk sermayedarlarına götüren, Napster’ın kurucusu Sean Parker (JUSTIN TIMBERLAKE) ve fikirlerini çaldığını iddia ederek Facebook’un sahipliği konusunda Zuckerberg’e dava açan, Harvard’daki sınıf arkadaşları Winklevoss ikizleri (ARMIE HAMMER ve JOSH PENCE). Facebook öyküsünde her birinin kendi anlatısı, kendi versiyonu var—ancak bu versiyonlar bir araya geldiğinde, 21. Yüzyıl başarısının –hem gençlik hayali hem de sınırlı gerçeklikleri ile—çok katmanlı bir portresini oluşturuyor. 2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gece, kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak, kampustaki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampusta tartışma yaratır; Mark, Facemash’ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook’un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard’da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden  Silikon Vadisi’ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur. Ama yaratım sürecinin karmaşasında, her şeyin nasıl gerçekleştiği, içinde bulunduğumuz yüzyılın en orijinal fikirlerinden biri olduğu açık olan bu şeyde kimlerin isminin anılması gerektiği konusunda hararetli bir mücadele doğar. Bu mücadele, dostların arasını açacak ve yasal yollara başvurmaya kadar uzanacaktır. Tarihi hâlâ yazılmakta olan yaratım sürecinin bulanıklığından belirgin bir şeyler çıkarmak için, Sorkin ve Fincher özenle inşa edilmiş, kasıtlı olarak tarafsız kalmayı seçen, bağlantısız bir öykü anlatımı tarzını benimsedi. Film, eşit derecede aldatıcı anlatıcıları bir araya getiriyor—bu anlatıcıların her biri haklı olduğuna, olayla ilgili anılarının işin gerçeğini yansıttığına inanıyor. Gerçekte olanlarla ilgili daha büyük soruların yanıtı, tamamen izleyiciye bırakılıyor. Columbia Pictures, Relativity Media ortaklığıyla bir Scott Rudin / Michael De Luca / Trigger Street yapımı olan David Fincher filmi, The Social Network/Sosyal Ağ’ı sunar.  Yönetmen David Fincher.  Senaryo yazarı Aaron Sorkin.  Ben Mezrich’in yazdığı “The Accidental Billionaires” adlı kitaptan uyarlandı.  Yapımcılar Scott Rudin, Dana Brunetti, Michael De Luca ve Ceán Chaffin. Yürütücü Yapımcı Kevin Spacey.  Görüntü Yönetmeni Jeff Cronenweth, ASC. Prodüksiyon Tasarımcısı Donald Graham Burt.  Editörler Angus Wall, A.C.E. ve Kirk Baxter. Kıyafet Tasarımcısı Jacqueline West.  Müzikleri hazırlayanlar Trent Reznor & Atticus Ross. The Social Network/Sosyal Ağ  içerdiği cinsel öğeler,uyuşturucu ve alkol kullanımı ve argo nedeniyle Amerikan Film Birliği tarafından PG-13 olarak sınıflandırılmıştır. YAPIMCILARIN YAKLAŞIMI Senaryo yazarı Aaron Sorkin (The West Wing, Charlie Wilson’s War) hiçbir projeye, The Social Network/Sosyal Ağ’a dediği kadar hızlı “evet” demedi.  Her şey, Ben Mezrich’in kitabı The Accidental Billionaire için ilk teklifi almasıyla başladı. 14 sayfalık özet, Sorkin’in Facebook tarihi üzerinde yapacağı yoğun araştırmanın ilk kıvılcımını çaktı. Karakterlerin –özellikle de  Facebook’un kurucularından, bir gecede anarşist bir bilgisayar korsanından çağa damgasını vuran  internet girişimcisine ve yönetim kurulu başkanına dönüşen Mark Zuckerberg’in— hızla aldıkları yol, Sorkin’i büyülemişti. Sorkin, buluş temasıyla –ve her çağda günlük yaşamı değiştiren şaşırtıcı bir icat yapan genç tabu yıkıcılarının dostluklarını, rekabetini ve sosyal manevralarını analiz etme fırsatıyla da eşit derecede ilgilendi. Geçmiş kuşaklarda radyo, telefon, otomobil, televizyon, bilgisayar gibi icatlar çığır açmıştı. Bugün ise bu icat, sosyal ağ. Sorkin şöyle diyor: “Filmin işlediği temalar, öykü anlatma sanatı kadar eski: sadakat, dostluk, güç, para, kıskançlık, sosyal statü, rekabet.  Bu, bugün sağ olsaydı Aeschylus’un, Shakespeare’in, Paddy Chayefsky’nin yazacağı türden bir öykü.   Şansıma, hiçbirine ulaşılamadığı için, ben yazdım.” Sorkin, Facebook’un, yoğun tartışmalara konu olan kökeni hakkında daha fazla şey öğrendikçe, Amerikan hayatının bu çok belirli zamanının canlı ve yakından çekilmiş bir karesini teşkil edişi  onu daha da meraklandırdı. Deha, güç ve boşluk gibi, zamana karşı direnen insani konularda senaryo yazarının ilgisini aynı oranda çekti.  Bu genç girişimciler teknolojik açıdan birer dahi ve dijital yaşam tarzlarıyla iç içe olsalar da, Sorkin’in yorumuyla atılgan, öfkeli ve duygusal açıdan asla tam olarak tatmin olmamış karakterler. Sorkin “Bence filmin yapısı, Mark Zuckerberg’i başarılı kılan çok yüzlü öğelere bakmanızı ve öyküde özdeşleştiğiniz karaktere göre tamamen farklı algılamanızı sağlıyor,” diye yorumluyor.  ”Mark güç veya zaaf, korku veya cesaret, vizyon veya çıkarla harekete geçiyor—ve film bu şeyler arasındaki ince çizgide sürekli gidip geliyor.” Sorkin şöyle devam ediyor: : “Mark bir anti kahramanken, filmin sonunda bir trajedi kahramanı haline geliyor çünkü yolculuk sırasında bir bedel ödüyor. O, özünde bir bilgisayar korsanı; bilgisayar korsanları, doğaları gereği birer anarşisttir.  Bu sisteme çomak sokmakla, yolunuza çıktığına inandığınız şeki yıkmakla ilgili.  Peki, Mark kime başkaldırıyor? Bir şekilde dünyayı onun için mutsuzluk verici bir yer haline getiren insanlara karşı. Mark’ın durumunda, kişinin kendine verdiği değer, çok keskin bir öfkeye dönüşmüş halde. Ancak öfke Mark için bir yakıt oluşturuyor; böylece Mark Eureka diye bağırabileceği bir fikir buluyor ve hayatı yoluna girmiş görünüyor. Ama yapmak istediği en son şey– ve bu, filmin büyük bölümünü oluşturuyor—Facebook’u metalaştırarak, bir para kazanma aracı haline getirerek ve anarşist yapıdan uzaklaştırarak öldürmek.  Filmin öyküsü, bu—bilgisayar korsanından yönetim kurulu başkanına. Filmin anlattığı yolculuğun, bir Horatio Alger hikâyesinden aşağı kalır yanı yok; ancak yurt odasındaki yalnız çocuk, bizim versiyonumuzda çok kısa sürede yaşadığımız dünyanın çok önemli isimlerinden biri haline geliyor.” Facebook’un öyküsü Şubat 2004’te, o sırada 19 yaşında olan Zuckerberg tarafından Harvard Üniversitesi’nde programlanan, “thefacebook.com” olarak bilinen sitenin faaliyete geçerek günlük yaşamın sosyal dokusunu değiştirmesiyle başladı.  İlk bir ay içinde Harvard’ın yarısından fazlası siteye kaydoldu; 2005 yılının Aralık ayında ise sitede kullanıcı olan ve en sevdikleri şarkıdan kiminle beraber olduklarına ve daha fazlasına kadar en mahrem detaylarını herkesin görmesi için paylaşan öğrencilerin sayısı 5,5 milyona ulaşmıştı. Okulların dışına taşarak dünyanın geri kalanına yayılan Facebook, küresel anlamda bir dijital halk tabakası –500 milyondan fazla kullanıcının sosyal etkileşimini temsil eden ve büyümeye devam eden devasa bir bağlantı ve ilişki ağı haline geldi (Facebook bir ülke olsaydı, Birleşik Devletler’in 1,5 katı nüfusu ile dünyanın en büyük üçüncü ülkesi olurdu). Sadece altı yıl içinde, Facebook kendi başına kültürel bir güç, giderek kabuğuna çekilen bir dünyada arkadaş edinmek için yeni bir mekanizma ve bir nesil üzerinde eski tanımlarla mahremiyeti alt üst eden bir etki oluşturdu. Facebook, herkesin herkesin işini bildiği, halkın tüketmesi için kimliklerin yapılandırıldığı ve pek çok kişinin, aldığı her nefesi arşivlediği yepyeni bir cesur sanal dünya kurulmasına yardım etti. Kendisinden önceki diğer teknolojik devrimler gibi Facebook da yarattığı etki—en başarılı toplum analistinin bile bu kadar erken bir safhada kestiremeyeceği sonuçlar— nedeniyle hem övüldü hem de yerildi. Büyük bır hızla büyüyen ve hâlâ ölçülemeyen bir potansiyele sahip olan şirkete yakın zamanda 25 milyar dolar değer biçildi ise de, Wall Street’te yapılan bazı tahminler, şirket değerinin çok daha yüksek olduğu yönündeydi. Ancak büyürken bile, büyük davalar şirketi ve kurucularını çatışmaya sürükledi—ve Facebook’un kökeni, sahiplik ve tanınma üzerine bir dizi büyüleyici savaşa sahip oldu.  Zuckerberg’in Harvard’dan eski sınıf arkadaşlarından oluşan, aralarında Winklevoss kardeşlerin de olduğu bir grup, Zuckerberg’in kendilerine ait sosyal ağ fikrini çalmakla suçlarken bir dönem Zuckerberg’in iş ortağı ve Facebook’un kurucularından olan Eduardo Saverin, büyüme evresinde şirkete finansman sağladıktan sonra, Zuckerberg tarafından kovulduğunu iddia etti. Tüm bu gerçekler ve Facebook’la ilgili popüler anlayışımız (ve tepkilerimiz) hakkında daha fazla şey öğrenmek için, Sorkin kendi internet sitesini kurarak insanlardan görüşlerini istedi; sayfa, kapanmadan önce 10.000 ziyaretçiye ulaştı.  Ben Mezrich’in notlarını (kitap senaryoyla eşzamanlı olarak yazıldığı ve Sorkin senaryoyu neredeyse bitirene dek tamamlanmadığı için kitabı inceleme fırsatı bulamadı) ve kendi araştırması çerçevesinde sayısız yasal dokümanı inceledi, filmde anlatılan kişilerin çoğuyla (ve anlatılan olaylar gerçekleşirken orada olan ama filmde yer almayan kişilerle) yapılan, Facebook’un ilk günlerine dair taban tabana zıt görüşleri ortaya koyan söyleşileri okudu. Bir manzara oluşturacak şekilde bütünleştirilen tüm bu kaynaklar, senaryonun yapısal omurgasını meydana getirdi.  Sorkin’in Zuckerberg’e ulaşma talebi reddedildi; bu durum senaryo yazarını şaşırtmadı; ancak Sorkin, Zuckerberg’in bakış açısını yansıtmak için gazete haberleri ve yasal dokümanlar gibi pek çok halka açık kaynağı kullandı. “Facebook Mark’ı çok koruyor ve bunun için de iyi bir nedenleri var,” diyor Sorkin ve ekliyor, “Facebook’un öyküyü tamamen Mark’ın bakış açısından anlatmamızı istediğinden eminim ama bu, yapmak istediğimiz film olmazdı.” Sorkin yazmaya başladığında, senaryonun kaynaklarını özenli şekilde oluşturmasının yanında, eşit derecede “güvenilmez” bir dizi anlatıcıyı dengede tutması gerektiğini anladı; her bir anlatıcı, olayların farklı bir versiyonunu anlatıyordu; yıllar sonra, kimsenin üzerinde fikir birliğine varamadığı ve daha büyük resmi oluşturmak için öyküye eklenmesi gereken versiyonlar. “Çelişkili anlatılar olduğundan, ‘gerçek’ olan bir tanesine karar vermek yerine, hepsini –ve bu anlatıların çeliştiği gerçeğini—dramatize etmenin çok daha heyecanlı olacağını düşündüm,” diye açıklıyor Sorkin. ”Siyah ve beyazdan çok grinin tonlarıyla ilgiliydim. Ayrıca, bir dizi olası senaryo hatta olsa gerçeklik fikri, Facebook’a –Facebook’un ne olduğuna— düz bir öyküden çok daha fazla yakışır gibi geldi. Bana Facebook’un en çekici gelen yanlarından biri, kendinizle ilgili gerçekleri yeniden oluşturma ve kurgulama için sonsuz olanak sunması ve çok öznel bir fikir dayatması—o nedenle, Facebook’un doğuşunu anlatan bir öyküyü, bunu yansıtacak şekilde inşa etmek bana heyecan verici ve kışkırtıcı geldi.” Sorkin’in, dünyanın en güçlü sosyal ağının yaratılmasına yol açan sürtüşme ve filizlenen kini anlatma tarzı buydu. Bunu, karakterlerin her birinin niyetlerini ve çatışma halindeki amaçlarını açığa çıkararak başardı. “Bu, mümkün olan her anda prizmayı döndürerek öykünün bir başka yönün gösteren bir film,” diyor.  ”Bence iyi bir filmin en büyük göstergesi, birden çok tarafın argümanını savunabilmenizdir; ancak bu argümanları tutarlı bir şekilde yapabilmemin temelinde, yaptığım inanılmaz miktardaki araştırma var. Araştırma olmadan, tüm gerçekleri toplamadan, her şey kurgu olur—ve bu, kurgu değil.” Sorkin kendini özellikle sosyal açıdan sarsak sayılabilecek bir delikanlı olan ama yine de insanların temel sosyalleşme dürtüsünü çığır açan bir program koduna dönüştürecek muhteşem bir yol bulan Mark Zuckerberg’in iç çelişkilerini merak eder buldu. Harvard’da dışlanmış bir öğrenci olduğu zamanda bile, Zuckerberg’in oluşturduğu ilk konsept, “sosyal grafik” olarak adlandırdığı, her insanın tanıdığı diğer insanlarla kurduğu yayılan ve devam eden bağlantıları matematiksel olarak modellemekti. “Muazzam ve ilkel bir sosyal sarsaklığa sahip birinin, özünde bir halk katmanı olan, insanların iletişim kurmak için aynı odada bulunmak zorunda olmadıkları bu sosyal etkileşim ağını yaratacak bir vizyona sahip olması epey cazip bir fikir.” diyor Sorkin. “Ayrıca, burada bana göre oldukça dramatik olan bir fikir de, Mark’ın sadece yaratıcı değil yok edici de olması. Bu, hakkında yazması harika bir konu; en büyük yaratıcılar temel anlamda yok edici rolünü de üstlenmiştir. Vizyonerlerimiz, kendilerinden önceki şeyleri ve hayallerini gerçekleştirmek için gerekenleri anladıklarında önlerindeki her şeyi parçalamakta ustadır. Bunun çok sayıda örneğini bulabilirsiniz– “Amerikan karakteri” sözünde kastedilen mecaz da budur. Mark, bir Fitzgerald ya da Dreiser karakterinin 21. yüzyıldaki izdüşümü gibi. Böyle bir karakteri bir daha nerede bulacaktım?” Sorkin için, açılış sahnesi filmin tonunu belirleme konusunda anahtar işlevi görüyordu.  ”Bir barda oturan bir kız ve bir erkekle açmak istediğimi biliyordum,” diyor, “patlamalar falan yok, sadece iki kişi, Mark ve sahnenin sonunda ondan ayrılacak olan kız arkadaşı. Ardından Mark yurttaki odasına gider, içmeye başlar, blog yazar ve Facemash adlı web sitesini yaratır.  Facemash virüs gibi yayılır ve Mark’ın ağzından çıkan, doğrudan yeminli ifadesinden alınmış ilk sözlere geçeriz: ‘Böyle olmadıç’ O an, o tek geçiş, aslında size filmin yapısının anahtarını veriyor.” Bu yapı, dedikoduları veya imaları dünya çapında kabul gören gerçekler haline getiren hızlı ve silinemez iletişimin yaşandığı internet çağında daha da belirginleşen, gerçeğin doğasında öznel bir yapı olduğu fikrine kasıtlı olarak toslayıp duruyor  Filmde karakterlerden birinin Zuckerberg’e söylediği gibi, “İnternet kurşunkalemle yazılmadı, Mark. Mürekkeple yazıldı.” “Bir iddianın gerçek olarak bilinmesinde belli bir rahatlatıcılık var,” diyor Sorkin.  ”Filmin başlarında, Mark, belki de şövalye ruhuyla, Facebook’un öncülü olan ve kız öğrencilerin fotoğraflarını puanlayan Facemash’i yaratırken bunu kullanıyor—ama sonunda, kendisi de bunun kurbanı oluyor.” Nihayetinde, Sorkin’in senaryosu tek bir gerçek olabileceği fikrine meydan okuyor ve tamamen tartışmayı alevlendirme amacı güdüyor. Senaryo yazarı sözlerini şöyle sona erdiriyor: “İnsanlar sinemanın otoparkında film hakkında tartışırsa çok mutlu olacağım. The Social Network/Sosyal Ağ ile, bir dizi veriyi aldık ve bir gerçek oluşturduk. Aslında, daha da belirgin olmak gerekirse, üç gerçek oluşturduk. Tartışma konusu olmayan verileri, birleştirmeniz gereken noktalar olarak düşünürseniz, bu noktaları birleştirdik ve bir tablo oluşturduk. Ama bu noktalar arasında a) karakter ve b) gerçeğin ne olduğuna karar vermenizin elinizde olduğu bilgisi var. ‘Tek gerçek bu’ demiyoruz; birkaç gerçek sunarak daha büyük bir gerçeğin peşinden gidiyoruz: tüm bunları mümkün kılan koşulların.” Yönetmen Sorkin’in senaryosunu hayata geçiren kişi, her zamanki tarzından ayrılan bir yönetmen: Benjamin Button, Zodiac, Seven ve Fight Club’ın atmosferik dünyalarını oluşturan göz alıcı görsel tarzıyla tanınan David Fincher, The Social Network/Sosyal Ağ’da kamerasını, Facebook fenomenini uygulamaya geçirmek için bir araya gelen ve ayrılan genç anarşistlerin gerçek öyküsündeki insan doğasına odaklıyor. Fincher başlangıçta öyküye çekilip çekilmeyeceğinden emin değildi; ancak senaryoyu okuduğunda bu belirsizlik silinip gitti. ”Scott Rudin ve Amy Pascal bana ‘bunu okumalısın, inanılmaz bir öykü ve şahane bir senaryo’ deyip duruyorlardı,” diye anımsıyor. “Okuduğumda en çok hoşuma giden şey, sadece birkaç yıllık bir mitin dokusuna dalmak oldu—bu çok ilgimi çekti.” Yönetmen şöyle devam ediyor:: “Bazı bakımlardan, The Social Network/Sosyal Ağ çok eski bir öykü– bir icada kimin yaptığı katkıların değerlendirilmesi gerektiğine dair klasik bir savaş.  Ama bunu bu kadar ilginç yapan şey, hiçbir şekilde birinin tarafını tutmuyor oluşu. Bunu, her bir detayı yeniden oluşturarak başaramazsınız. Bunu, olaylara farklı açılardan bakarak yapabilirsiniz—hatalı olan kişinin bakış açısından ve kazanan kişinin bakış açısından.  Gerçek olaylardan esinlenilmiş bir şey yapmak ve Rashomon tarzı anlatım bana çok ilginç geldi. Önemli olan şey, filmin birbirleri ile ve bir fikirle doğru olan şeyi yapmak üzere yola çıkmalarını, sonunda bu yolculuğu birlikte tamamlayamayacaklarına, tamamlamayacaklarına karar vermelerini anlatması. Bizim işimiz, bu verileri alıp bir, daha doğrusu üç gerçek oluşturmaktı.” Sorkin gibi Fincher da filmi genç, kendilerini yeni bulmakta olan üniversite öğrencilerinin bir gecede tüm dünyanın izlediği mucitler haline gelip kahramanların ve anti kahramanların birbirleriyle yer değiştirdikleri  gri bir bölgeden algılamayı tercih etti  Yönetmen, böylesi değişken anılar, aldatıcı motivasyonlar ve güçlü kişilikler söz konusu olduğunda, “gerçek” denen kavramın kaypaklaştığını söylüyor. “Gerçeğin bilinebilir olup olmadığını bilemiyorum,” diyor Fincher, “ama bildiğim şu ki gerçeği kendi bildikleri gibi anlatmak için kendini paralayan pek çok kişi var—Sorkin’in senaryosundaki karakterlerin davranışları ve tepkileri bana çok gerçekçi geldi.” Fincher, tartışmalı bir bölgeye adım atmanın getireceği sonuçların farkındaydı. “İşimizi yaparsak, öykünün hakkını verirsek, olaylara dahil olmuş herkesin muhtemelen itiraz edeceğini biliyordum,” diyor yönetmen. Fincher’ın filme yaklaşımı, Zuckerberg, Saverin, Parker ve Winklevoss ikizlerinin Ivy League yaşamını ve Facebook ortaya çıkıp büyüyerek bugünkü deve dönüşürken taşındıkları Silikon Vadisi’ni yaratmak oldu. “Zaman ve mekân inandırıcı olmalıydı,” diyor. Bu özellikle, Zuckerberg’in, orijinal Facebook kodunu yazdığı ve sitenin ilk kez virüs gibi yayıldığı Harvard yurtları için geçerliydi. “Burası, bir çocuğun odasına bir kasa Red Bull’la gidip birkaç gün sonra aniden 500 bilgisayara, birkaç yıl sonra da 500 milyon bilgisayara yayılacak bir şeyle çıkabileceği, büyüleyici bir dünya. Her şeyin—insanların kaldığı yerler, giydikleri kıyafetler, tüm detayların—Harvard hissini vermesi, bu çocuklar ve uzmanlık alanları için doğru görünmesi gerektiğini biliyordum. Bunun eğlenceli yanı, sadece bir avuç, gerçekten yetenekli ve inanılmaz derecede izlenebilir oyuncuları bulmak değil, onları repliklerini söyleyecekleri türden çocuklar gibi gösterebilecek bir dünya yaratmaktı. Geldikleri yeri kötü prefabrik mobilyaları, çizik çarşafları, duvarın ortasındaki yangın alarmları ve çalışmayan şömineleriyle görmek, dramı—bu çocukların bir gün ganimeti bölüşmek zorunda kalacakları gerçeğinin kaçınılmazlığını—güçlendiriyor.” Kendisi bu dünyadan gelmese de, Fincher karakterlerin muhalif tavırları ve gençliğin getirdiği hırsta kendinden bir parça bulabiliyordu.  ”Bu tarz yaratıcı özelliklere ve yakında kaybedecekleri arkadaşlarıyla kurdukları samimiyeti kendime yakın buluyorum. 20-21 yaşında kendinizi ve vizyonunuzu satıp para kazanmanın, elinizdekini olabildiğince büyütmeye çalışmanın, çok genç olduğunuz için yetişkinlerden izin istemenizin ve tüm bunların yarattığı huzursuzluğun nasıl bir şey olduğunu biliyorum,” diye açıklıyor. ”Bazı günler, Mark’ın yaptığı bir film yönetmekten farklı olmuyor: bir şeyi büyütüyorsunuz, sizin işiniz onu iyi bir şekilde büyütmek, geliştiğinden emin olmak ve ona iyi bakmak. Fİlmin konusu da bu. O şeyi korumak için insanların duygularını incitmeniz gerekiyorsa, yapmanız gereken buysa, yapıyorsunuz. Bu sizin sorumluluğunuz. Ayrıca Zuckerberg’in kim olması gerektiğine dair kimsenin sözünü dinlememesini, bu karakterlerin dikbaşlılığını ve otoriteye karşı gelmelerini anlayabiliyorum; bunlar olmasaydı, bu öyküyü anlatmaya hiç başlamazdık.” Yönetmen şöyle devam ediyor: “Ben de Mark Zuckerberg oldum – hayatımda, bu şekilde davrandığım zamanlar oldu. Hayatımda, bazen Eduardo Saverin de oldum; olay çıkardığım ve sonra pişmanlık duyup duygusal bir aptal olduğumu hissettiğim zamanlar da oldu. Kendimi haklı gördüğüm ve öyle davrandığım zamanlar da oldu.” Fincher, bu anları perdede yaratmanın, izleyiciyi kendine bağlayan ve yeni şekillerde işbirliğine ve çatışmaya açık, sıkı bir oyuncu kadrosu toplamaktan geçtiğini biliyordu. “Bu kadroyu bir araya getirirken, karakterlerin iki yanını da gösterebilen ve ilişkileri kesinlikle inandırıcı kılan insanlar bulmayı umuyorsunuz,” diyor. ”Herkes, bilardo toplarının yaklaşan çarpışmasında eşit olarak yer almalıydı.  Birbirlerinden çok farklı olmalı, ama birlikte çok iyi çalışmalıydılar. Herkeste insani bir yan bulmak istedim ve ne Mark’ı, ne Sean’u ne de Winklevoss’ları kötü adam olarak gördüm. Eduardo’daki hayal gücü yoksunluğunu kötücül bir özellik olarak görmüyorum. Hepsini birer çocuk olarak görüyorum; hatalar yapacaklar, doğru nedenlerden ötürü doğru şeyleri elde edecekler, yanlış nedenlerden ötürü doğru şeyleri kaybedecekler. Mesele, deney yapmaya istekli ve ne yapacaklarını bilmeyen bir avuç insan bulmaktı. Onları sınıra kadar sürükleyip iterek, kim olduklarına dair bilmedikleri bambaşka kavramları bulmalarını sağlamak istedim.” Oyuncu seçme süresi yoğundu. “Önce haberi yaydık ve insanlardan telefonla veya kamerayla yaptıkları deneme çekimlerini bize göndermelerini istedik,” diyor. “Sonra insanları çağırıp geçmişleri hakkında konuştuk. Kadroya aldığımız herkes gelip birkaç kez okuma yapmak zorunda kaldı. Seçkin bir kadro oluşturmaya çalşıyorduk; her bir oyuncu diğerlerini destekleyecek şekilde çalışmalıydı.” Çekimler başlamadan önce, Fincher  birkaç hafta boyunca kadroyla prova yapmaya başladı ve böylece karakterlerinin eşsiz konuşma şekillerinin ritimlerine uyum göstermelerini, ilişkilerini  rahat bir doğallıkla benimsemelerini sağladı. Fincher ayrıca oyunculardan alışılmamış bir esneklik isteyerek, ortalığı sarsmak ve kurgu odasındaki seçenekleri artırmak adına tek bir sahne için sayısı 200’e varan farklı çekimler yaptı. Sorkin’in ustura keskinliğindeki diyaloglarını, oyuncuların ağzından tamamen doğal şekilde çıkana dek işledi. Sorkin, Fincher’ın yönetmenlik tarzı hakkında şunları söylüyor::  ”Bu tarz bir tekrarlı çalışma, operavari oyunculuğa yönlendiren içgüdüyü köreltiyor. Diyaloglar daha gündelik ve zahmetsiz hale getiriyor. David, bir sürü tekrar çekimle harika sonuçlar elde etti.   Baştan sona konuşmaya dayalı senaryoyu tamamen kabullendi ve daha az yetenekli bir yeteneğin elinde filmin alacağı hali kat be kat aşan, peşinizi bırakmayacak bir görsel stil ekledi.  David ayrıca her oyuncudan en iyi performansı almayı da bildi. Sırf oyuncuların içindeki rol yeteneğini zirveye çıkarmak ve bu dili iyice benimsemelerini sağlamak için sahneleri pek çok kez—bazen 70, 80, 90 kez çekmesine bayıldım. Örneğin, Mark ve Eduardo arasında Palo Alto binasında geçen sahnede, Eduardo gecenin bir yarısı ortaya çıktığında ve birbirlerine bağırmaya başladıklarında, 19.00 gibi başladık; ama David gece yarısı olana ve Jesse ile Andrew yorulana kadar memnun olmadı o zaman bir anda sahne canlandı.” Fincher şunları ekliyor: “Oyuncuları, gerçekçi bir hız ve olağanlıkla konuştukları, her şeyin üst üste bindiği ve insanların birbirinin sözlerinin bitmesini beklemeden lafa başladığı bir noktaya getirmek istedim. Ayrıca karakterlerin pek çok sahnede duydukları aşırı ve haklı öfkenin belli bir tempo ve ritim gerektirdiğini düşünüyorum. Filmdeki ilk sahnede, bir kız Mark’a ‘söylediklerine yetişmekte çok zorlanıyorum,’ diyor. Yani Mark’ın çabuk olması gerekiyor; aksi halde kıza herhangi bir saygı duymayacağız ama ona büyük saygı duyuyoruz—çünkü geri dönüp işlerimizi yoluna sokan o.” Sahnelerdeki gerilimi sabit tutmak için, Fincher çekimlerden önce her bir oyuncuyu kenara çekip “burada haklı olan sen değilsin,” diyerek  ortalığı kasten karıştırdı. Fincher şöyle açıklıyor: “Örneğin, yeminli ifade sahnelerinde masanın bir tarafına ‘Bu küçük sıçan sizi soydu ve şimdi sizin hakkın olan koltukta oturuyor, siz olmadan o hiçbir şey,’ diyordum. Sonra masanın diğer tarafına geçip ‘Harvard bağlantısını yapsaydın 15 milyar dolar değerinde bir Facebook olur muydu gerçekten? Şu salaklara bak. Mark Zuckerberg’in çalışkanlığı ve dehası olmasa  hiçbir şey olmazdı, paylaşılacak ganimet olmazdı. Brooks Brothers takımları içinde şık görünmeye çalışıp masada senin yerini almak isteyen şu heriflere bak,’ diyordum.” Oyuncular, gerçekten yaşayan çağdaşlarını canlandırdıklarının gayet farkında olsalar da Fincher performanslarında taklitçiliğe kaymalarını istemiyordu. “Bunun çok kısıtlayıcı olduğunu hissettim,” diyor. “Her bir performansın, taklide kaymadan izlenimci bir yan taşıması gerekiyordu. Youtube’e girip Mark Zuckerberg’in konuştuğu görüntüleri izlemek kolaydı ama bu, bu insanların arasında olanları dramatize etmenin, sahip oldukları yaratıcılığı ve aralarındaki ilişkiyi yakalamanın en iyi yoluyla örtüşmüyordu. Bir filmin karakteri olsun isterseniz, onu zorlayamazsınız.  Kaba hatlara izin vermelisiniz.” Bu ham, kimi zaman çıkıntılı hatlar, filmin girift insaniliğinin bir parçası haline geldi. Fincher sözlerini “birden fazla bakış açısı, bu öyküyü anlatmak için şarttı,” diye bağlıyor. “ ”Bunu yapmanın başka yolu yoktu. Aaron ile üzerinde uzun uzun konuştuğumuz ‘hiç kimse sadece bir tek şey değildir’ diye bir fikir var. Filmin tüm yapısı, bunu ifade etmenin bir yolu haline geldi.

Resimler:

Bir yanıt yazın